Madamella.
” Bir bardak demli çayın, insanın yüreğini ısıtan şefkatine sığınıp susalım. Masada çay bardakları ve senin elin olsun.”

” Bir bardak demli çayın, insanın yüreğini ısıtan şefkatine sığınıp susalım. Masada çay bardakları ve senin elin olsun.”

”… düşünüyorum da aşk sözcüğünü de biraz eksik buluyorum şu senle ben arasındaki ilişkiye.  Daha büyük, daha sağlam bu bizimki. Aşk onun içinde sadece bir kısım galiba. Ötesinde aşkla birlikte, ama yer yer, zaman zaman onu aşan başka duygular, başka esriklikler, başka baş dönmeleri de var bizde. “-Cemal Süreya // On Üç Günün Mektupları-

”… düşünüyorum da aşk sözcüğünü de biraz eksik buluyorum şu senle ben arasındaki ilişkiye.  Daha büyük, daha sağlam bu bizimki. Aşk onun içinde sadece bir kısım galiba. Ötesinde aşkla birlikte, ama yer yer, zaman zaman onu aşan başka duygular, başka esriklikler, başka baş dönmeleri de var bizde.

-Cemal Süreya // On Üç Günün Mektupları-

mortenlogia:

Gamze Ay’a ithafen…

Döküm döküm dökülürüz zamanın içinde…
Hissettiklerimiz ile anlattıklarımızla, andıklarımızla.. anlarımızla… Dile geliriz, konuşuruz…
Anlamak, anlatmak değildir, Anlatılmak da anlaşılmak da…
Çok üstelemeden, bakışırız sorunlarımızla. Olumlu olmak öğretisi bir kere…

Bir fotoğraf çekiyorsun sonra çok değerli bir beyefendi bu fotoğrafa harika cümleler kuruyor. Tekrar teşekkür ediyorum. Arada dönüp okumak iyi geliyor..

BROVNİLİ MİNİK MUTLULUKLARLA 22 GİTTİ!

23 gelirken biraz şarap, biraz sigara kokuyorum. Şarap gibi olmak istiyorum. Yıllar geçtikçe tadına doyum olmayanlardan. Şu kırmızı olanlarından ama. Beyaz kesinlikle değil. Kırmızıyı severim ben. Beklemediğim S.’den tut da en sevdiğim U.’ya kadar içinde kahveler, kitap kokuları, huzurlar, keyifler, şaraplar, rakı sofraları geçen telefonlar alıyorum. Bazıları mesaj atıyor. Bazısı arıyor seslerini duyuyorum. İyi geliyor, uzun zamandır duymadığım sesleri duymak. Uzun zaman diyorum zira bazı sesler için bir gün bile uzun zaman..  
Belli yaşlar insanın hayatı için dönüm noktasıdır. 22 kocaman bir dönüm noktası, içine kocaman hayatlar sığdırılan, yeni bir oda, yeni yatak, yeni arkadaşlıklar, bir dans, iki dönem, 50 sınav, upuzun buz gibi kış soğuklarında dışarıdan gelip kalorifer kenarında kahve keyifleri ve azıcık bahar, uzun yıllardır hiç görüşmeyip ama hiçte kopmayan bir görüşmenin sığdırıldığı bir nokta. 
Bazen kahkalarla bazen salya sümük ağlamalarla geçen bir yıl daha bitti. Eh nicelerine..
24 Eylül 2011

BROVNİLİ MİNİK MUTLULUKLARLA 22 GİTTİ!


23 gelirken biraz şarap, biraz sigara kokuyorum. Şarap gibi olmak istiyorum. Yıllar geçtikçe tadına doyum olmayanlardan. Şu kırmızı olanlarından ama. Beyaz kesinlikle değil. Kırmızıyı severim ben. Beklemediğim S.’den tut da en sevdiğim U.’ya kadar içinde kahveler, kitap kokuları, huzurlar, keyifler, şaraplar, rakı sofraları geçen telefonlar alıyorum. Bazıları mesaj atıyor. Bazısı arıyor seslerini duyuyorum. İyi geliyor, uzun zamandır duymadığım sesleri duymak. Uzun zaman diyorum zira bazı sesler için bir gün bile uzun zaman..  

Belli yaşlar insanın hayatı için dönüm noktasıdır. 22 kocaman bir dönüm noktası, içine kocaman hayatlar sığdırılan, yeni bir oda, yeni yatak, yeni arkadaşlıklar, bir dans, iki dönem, 50 sınav, upuzun buz gibi kış soğuklarında dışarıdan gelip kalorifer kenarında kahve keyifleri ve azıcık bahar, uzun yıllardır hiç görüşmeyip ama hiçte kopmayan bir görüşmenin sığdırıldığı bir nokta. 

Bazen kahkalarla bazen salya sümük ağlamalarla geçen bir yıl daha bitti. Eh nicelerine..

24 Eylül 2011

İnsan bir kere aşık olmaya görsün; herşeyi sevdiğine yormaya başlıyor…İstanbulu da sana yoruyorum, sonbaharı da..

İnsan bir kere aşık olmaya görsün; herşeyi sevdiğine yormaya başlıyor…
İstanbulu da sana yoruyorum, sonbaharı da..


“Diyebilirsin ki, bir insanı, fotoğraflarından ve hakkındaki haberlerden ne kadar tanıyabilirsin? Haklısın. Belki de çok az… O zaman şöyle demeliyim: Seni az tanıyorum… Az… Sen de fark ettin mi; Az, dediğin, küçücük bir kelime. Sadece A ve Z. Sadece iki harf. Ama aralarında koca bir alfabe var. O alfabeyle yazılmış on binlerce kelime ve yüz binlerce cümle var. Sana söylemek isteyip de yazamadığım sözler bile o iki harfin arasında. Biri başlangıç, diğeri son. Ama sanki birbirleri için yaratılmışlar. Yan yana gelip de birlikte okunmak için. Aralarındaki her harfi teker teker aşıp birbirlerine kavuşmuş gibiler. Senin ve benim gibi…

Bu yüzden belki de, az çoktan fazladır. Belki de az, hayat ve ölüm kadardır! Belki de, seni az tanıyorum, demek, seni kendimden çok biliyorum, demektir. Belki de az, her şey demektir. Ve belki de benim sana söyleyebileceğim tek şeydir…”

Yazının devamı içn bir tık: http://www.aklimizdakalanlar.com/hakan-gunday-az/

Diyebilirsin ki, bir insanı, fotoğraflarından ve hakkındaki haberlerden ne kadar tanıyabilirsin? Haklısın. Belki de çok az… O zaman şöyle demeliyim: Seni az tanıyorum… Az… Sen de fark ettin mi; Az, dediğin, küçücük bir kelime. Sadece A ve Z. Sadece iki harf. 
Ama aralarında koca bir alfabe var. O alfabeyle yazılmış on binlerce kelime ve yüz binlerce cümle var. Sana söylemek isteyip de yazamadığım sözler bile o iki harfin arasında. Biri başlangıç, diğeri son. Ama sanki birbirleri için yaratılmışlar. Yan yana gelip de birlikte okunmak için. Aralarındaki her harfi teker teker aşıp birbirlerine kavuşmuş gibiler. Senin ve benim gibi…

Bu yüzden belki de, az çoktan fazladır. Belki de az, hayat ve ölüm kadardır! Belki de, seni az tanıyorum, demek, seni kendimden çok biliyorum, demektir. Belki de az, her şey demektir. Ve belki de benim sana söyleyebileceğim tek şeydir…”


Yazının devamı içn bir tık: http://www.aklimizdakalanlar.com/hakan-gunday-az/


İçinden doğru sevdim seni.  Bakışlarından doğru sevdim de..  Ağzındaki ıslaklığın buğusundan, sesini yapan sözcüklerden sevdim bir de.. Beni sevdiğin gibi sevdim seni..  Kar bırakılmış karanlığından.  Yerleştir bu sevdayı her yerine. Yüzünde ter olan su damlacıklarının kaynağına yerleştir.
Her zaman saklamadığın, acısızlığın son durağına gül taşıyan cocuğuna yerleştir.  Ve omuzlarına daracık omuzlarına.. 
 Üşümüş gibisin de sanki azıcık öne taşırdığın tam oraya işte, uçsuz bucaksız bir düzlükten bir papatya tarlasıyla ayrılmış göğüslerine yerleştir.  
Ve esmerliğine bir de, eski bir yangının izlerinin renginde saçlarının yana düşüşüne, onları bölen ikiliğe, alnından başlayan ve ayak bileklerinde duran yani senin olmayan, seni bir boşluk gibi saran hüzne yerleştir onu bir kentin parça parça aklında tuttuğun..  
 Kar taneleri gibi uçuşan ve her gün biraz daha hafifleyen semtlerine yerleştir bu sevdayı her yerine.  Ekledim ben tattığım her şeyi denizlere.. Bildiğim ne varsa onlar da hep denizlerden.   Sen de bir deniz gibi yerleştir onu istersen  Sevdayı.. Ve köpüklendir, vee yaşlandır ki işte kederi anlamasın ama dur, her deniz yaşlıdır zaten..  Öğrenmez ama öğretir mutluluğu.  Bizim sevdamız da öyledir, iyi şiirler gibi..  
Biraz da herkes içindir. Ve gelinciğin ikinci tadına benzemeli var eden kendini birincisinden. Yani bir sevdayı sevgiye dönüştüren.  Ben şimdi bir yabancı gibi gülümseyen, tanımadığın bir ülke gibi, içinde yaşamadığın bir zaman gibi..
Tam kendisi gibi mutluluğun beni bekliyorsun  ve onu bekliyorsun beni beklerken..
Edip Cansever

İçinden doğru sevdim seni.  
Bakışlarından doğru sevdim de..  Ağzındaki ıslaklığın buğusundan, sesini yapan sözcüklerden sevdim bir de.. Beni sevdiğin gibi sevdim seni..  Kar bırakılmış karanlığından.  

Yerleştir bu sevdayı her yerine. Yüzünde ter olan su damlacıklarının kaynağına yerleştir.


Her zaman saklamadığın, acısızlığın son durağına gül taşıyan cocuğuna yerleştir.  
Ve omuzlarına daracık omuzlarına..

 
Üşümüş gibisin de sanki azıcık öne taşırdığın tam oraya işte, uçsuz bucaksız bir düzlükten bir papatya tarlasıyla ayrılmış göğüslerine yerleştir.  


Ve esmerliğine bir de, eski bir yangının izlerinin renginde saçlarının yana düşüşüne, onları bölen ikiliğe, alnından başlayan ve ayak bileklerinde duran yani senin olmayan, seni bir boşluk gibi saran hüzne yerleştir onu bir kentin parça parça aklında tuttuğun..  

 
Kar taneleri gibi uçuşan ve her gün biraz daha hafifleyen semtlerine yerleştir bu sevdayı her yerine.  

Ekledim ben tattığım her şeyi denizlere.. Bildiğim ne varsa onlar da hep denizlerden.   
Sen de bir deniz gibi yerleştir onu istersen  
Sevdayı.. Ve köpüklendir, vee yaşlandır ki işte kederi anlamasın ama dur, her deniz yaşlıdır zaten..  
Öğrenmez ama öğretir mutluluğu.  
Bizim sevdamız da öyledir, iyi şiirler gibi..  


Biraz da herkes içindir. Ve gelinciğin ikinci tadına benzemeli var eden kendini birincisinden. Yani bir sevdayı sevgiye dönüştüren.  

Ben şimdi bir yabancı gibi gülümseyen, tanımadığın bir ülke gibi, içinde yaşamadığın bir zaman gibi..


Tam kendisi gibi mutluluğun beni bekliyorsun  
ve onu bekliyorsun beni beklerken..

Edip Cansever

Kendisi gökyüzü kadar uzakta, hediyesi ellerimde..

O zaman bir sigara, bir de sütlü kahve lütfen!

Kendisi gökyüzü kadar uzakta, hediyesi ellerimde..

O zaman bir sigara, bir de sütlü kahve lütfen!

En büyük hatam insanlardan cümlelerimi bitirmelerini beklemekti. Hayatımın belli bir dönemine kadar hep böyle yaptım zaten. Gözlerinin içine baktım beni bilsinler diye. Kadınlardan bunu bekledim. Birisi gelip ‘evet, ben seni tanıyorum’ desin diye bekledim. Ve o kadına aşık olacaktım. Ama sonra anladım ki böylesine insanlar yok. Olsalar bile kitap okumuyorlardı. Kimseyi tanımıyorlardı.

Hakan Günday - Kinyas ve Kayra

En büyük hatam insanlardan cümlelerimi bitirmelerini beklemekti. Hayatımın belli bir dönemine kadar hep böyle yaptım zaten. Gözlerinin içine baktım beni bilsinler diye. Kadınlardan bunu bekledim. Birisi gelip ‘evet, ben seni tanıyorum’ desin diye bekledim. Ve o kadına aşık olacaktım. Ama sonra anladım ki böylesine insanlar yok. Olsalar bile kitap okumuyorlardı. Kimseyi tanımıyorlardı.


Hakan Günday - Kinyas ve Kayra

Sen benim hüzün yanımsın. Güneşin vurmadığı gölgede kalan yanım. Kimselerin bilmediği kendime sakladığım. En çok ayazda kalmış olup da rüzgara savuramadığım, alıp alıp defalarca sineme sardığım yanımsın. En çok kanayan yarama sarmaya çalıştığımsın. Sardıkça kanayan kanadıkça sardığımsın…Sen benim hüzün yanımsın. Her doğan günle bir kez daha ümidimi yıkan tarafımsın. “Olmadı olmayacak” dedirten hain düşmanımsın. “Ah çıksa gelse şimdi…” diyecek kadar kendimi kaptırdığım saflığımsın. “Çıksa ve gelse, alsa ve götürse…” diye çırpan kanadımsın. Ve her defasında kendime kırk kez söyleyip kırk kez yanıldığımsın.Sen benim hüzün yanımsın. Söküp atamadığım umut çiçeklerini gömdüğüm toprağımsın. Bahar gelir yeşerir diye yağmur, çamur, kar kış demeden suladığımsın. Olur da bir gün açarsın diye beklediğim sevdamsın. Sevda çiçekleri açar mı bilinmez ama umuduna umudumu bağladığımsın.Sen benim hüzün yanımsın. Dar vakitte bulup tez zamandaki kaybımsın. “Ne olur kal benimle” dedirtecek kadar yalvardığımsın. “Sensiz hayatı istemiyorum” diyecek kadar uçurumdan kendimi attığımsın. Geceyle gündüzümü, yanlışla doğrumu karıştıran arafımsın. Sahi sen benim soldan soldan vuran yanımsın.Sen benim hüzün yanımsın. Sensizken anlamını yitirdiğim hayatımsın. Bütün kelimelerime yüklediğim anlamsın. “Sen” diye başlayıp da bitiremediğim üç noktamsın. “Sen, sen ille de sen” diye durup durup nefes aldığımsın. “Sen varsan ben varım” dedirtecek kadar kendimi hiçe saydığımsın. Kaderi kaderime yazılsın diye her gün Yaratıcıya yalvardığımsın. Aklımda, yüreğimde ve duamda olansın.Sen benim hüzün yanımsın. Bakışına hasret kaldığım, sesine özlemle bağlandığımsın. Özlemim, hasretim, bakmaya doyamadığımsın. Bahtıma doğanımsın. Olmazsa olmazsımsın. Nefretim, öfkem, kinim, sevincim, umudum, düşüm, rüyam, hayalim ama en çok ağlatan, en çok da kanatansın… Sen tarifi imkansız aşkımsın. Cansın… Candasın…
Ah Bine-l Aşk

Bu yazı, bu kelimeler bu kadar içimi anlatabilirdi..

Sen benim hüzün yanımsın. Güneşin vurmadığı gölgede kalan yanım. Kimselerin bilmediği kendime sakladığım. En çok ayazda kalmış olup da rüzgara savuramadığım, alıp alıp defalarca sineme sardığım yanımsın. En çok kanayan yarama sarmaya çalıştığımsın. Sardıkça kanayan kanadıkça sardığımsın…

Sen benim hüzün yanımsın. Her doğan günle bir kez daha ümidimi yıkan tarafımsın. “Olmadı olmayacak” dedirten hain düşmanımsın. “Ah çıksa gelse şimdi…” diyecek kadar kendimi kaptırdığım saflığımsın. “Çıksa ve gelse, alsa ve götürse…” diye çırpan kanadımsın. Ve her defasında kendime kırk kez söyleyip kırk kez yanıldığımsın.

Sen benim hüzün yanımsın. Söküp atamadığım umut çiçeklerini gömdüğüm toprağımsın. Bahar gelir yeşerir diye yağmur, çamur, kar kış demeden suladığımsın. Olur da bir gün açarsın diye beklediğim sevdamsın. Sevda çiçekleri açar mı bilinmez ama umuduna umudumu bağladığımsın.


Sen benim hüzün yanımsın. Dar vakitte bulup tez zamandaki kaybımsın. “Ne olur kal benimle” dedirtecek kadar yalvardığımsın. “Sensiz hayatı istemiyorum” diyecek kadar uçurumdan kendimi attığımsın. Geceyle gündüzümü, yanlışla doğrumu karıştıran arafımsın. Sahi sen benim soldan soldan vuran yanımsın.

Sen benim hüzün yanımsın. Sensizken anlamını yitirdiğim hayatımsın. Bütün kelimelerime yüklediğim anlamsın. “Sen” diye başlayıp da bitiremediğim üç noktamsın. “Sen, sen ille de sen” diye durup durup nefes aldığımsın. “Sen varsan ben varım” dedirtecek kadar kendimi hiçe saydığımsın. Kaderi kaderime yazılsın diye her gün Yaratıcıya yalvardığımsın. Aklımda, yüreğimde ve duamda olansın.

Sen benim hüzün yanımsın. Bakışına hasret kaldığım, sesine özlemle bağlandığımsın. Özlemim, hasretim, bakmaya doyamadığımsın. Bahtıma doğanımsın. Olmazsa olmazsımsın. Nefretim, öfkem, kinim, sevincim, umudum, düşüm, rüyam, hayalim ama en çok ağlatan, en çok da kanatansın… Sen tarifi imkansız aşkımsın. Cansın… Candasın…

Ah Bine-l Aşk

Bu yazı, bu kelimeler bu kadar içimi anlatabilirdi..

İşte geldik, burdayız!

http://www.aklimizdakalanlar.com/ Kent TV Kitapkolik’te.


Sen hala izlemedin mi?

Eylül geldi, yeni kitaplar, yeni yerler, yeni fotoğraflar.. 

Eylül geldi, yeni kitaplar, yeni yerler, yeni fotoğraflar.. 

Bugün Kent Tv Kitapkolik’te http://www.aklimizdakalanlar.com/ olarak ekranlardayız efendim. Ayrıca bunun yanında bir sürü harika kitap ve konularla.. 

Sayfamız: http://www.aklimizdakalanlar.com/ 
Facebook Sayfamız:https://www.facebook.com/AklimizdaKalanlar
Twitterımız: http://twitter.com/#!/kitapblogu
Buradan izleyebilirsiniz bizi:http://www.kenttv.net/

Bugün Kent Tv Kitapkolik’te http://www.aklimizdakalanlar.com/ olarak ekranlardayız efendim. Ayrıca bunun yanında bir sürü harika kitap ve konularla.. 


Sayfamız: http://www.aklimizdakalanlar.com/ 

Facebook Sayfamız:https://www.facebook.com/AklimizdaKalanlar

Twitterımız: http://twitter.com/#!/kitapblogu

Buradan izleyebilirsiniz bizi:http://www.kenttv.net/

“Benim beklediğim aşk başka! O, bütün mantıkların dışında, tarifi imkansız ve mahiyeti bilinmeyen bir şey. Sevmek ve hoşlanmak başka, istemek bütün ruhuyla, bütün vücuduyla, her şeyiyle istemek başka… Aşk bence bu istemektir. Mukavemet edilemez bir istemek!” –sf.107-

Tüm yazı için bir tık aşağı lütfen.

http://www.aklimizdakalanlar.com/kurk-mantolu-madonna-sabahattin-ali/

“Benim beklediğim aşk başka! O, bütün mantıkların dışında, tarifi imkansız ve mahiyeti bilinmeyen bir şey. Sevmek ve hoşlanmak başka, istemek bütün ruhuyla, bütün vücuduyla, her şeyiyle istemek başka… Aşk bence bu istemektir. Mukavemet edilemez bir istemek!” –sf.107-

Tüm yazı için bir tık aşağı lütfen.

http://www.aklimizdakalanlar.com/kurk-mantolu-madonna-sabahattin-ali/

“Alnımı kaşıyordum durmadan, gülümsemesi alnımı kaşındırıyordu. Şaka değil bu. Onun bazı bakışları da gözümün seğirmesine yol açıyordu. Uzağımızdaki her şey biraz olağanüstüdür. Olduğundan biraz daha fazladır.”
Barış Bıçakçı - Bizim Büyük Çaresizliğimiz.

“Alnımı kaşıyordum durmadan, gülümsemesi alnımı kaşındırıyordu. Şaka değil bu. Onun bazı bakışları da gözümün seğirmesine yol açıyordu. Uzağımızdaki her şey biraz olağanüstüdür. Olduğundan biraz daha fazladır.

Barış Bıçakçı - Bizim Büyük Çaresizliğimiz.