Meraba!
Twitter: http://twitter.com/#!/madamellla
Blog: http://kahvelikitap.blogspot.com/
Bir Tarafım Sezen, Öbür Yanım Süreya..
Kahve dumanında Sezen çalıyor. Birlikte kahve içiyor gibiyiz. Unuttun mu beni, herşeyimi..
Sigarasızlık beynimi ve sinirlerimi zorlamaya devam ediyor. Yarım, yarım bir sürü kitap. İsteksizlik.. Bahar var, güneş var. Keyfim yok. Kahve bile iyi gelmiyor. Rüyalarım huzursuz. Babaannem geliyor hep. O da huzursuz. Herşey huzursuz.
Sonra Cemal Süreya “Sonra benim uçagım kalktı… Atmosferin ortasında düşündüm: Her şey nasıl bitiyor? Nasıl yabancılaşıyor insanlar? Hiçbir şey olmamış gibi. Birlikte yemek yer miydik? Nerelere giderdik? Şakalarımız nasıl şakalardı? Kavgalarımız? Sesi nasıldı sesi? Unutmak degil, başka bir şey bu.” cümlelerini okuyor kulaklarıma. Kayboluyorum yine ben.
Bir tarafımda Sezen, öbür yanımda Süreya. Gel de kaybolma.
İlhan Berk
Bugünlerde sigarayı bırakmakla savaşıyorum. Kahve sigarasız olmuyor. Bir de kahvaltı ve yemek sonraları var. Çaydan bahsetmiyorum.
Tam olarak 50 saati devirdim.
http://kahvelikitap.blogspot.com/
“Aşk bir milad demektir.”
Her ayın Dokuz’u güzeldir!
Sadece bulutlardan bahsetmek istiyorum. Kahveme attığım bulutlardan, kitapların, harflerin arasına karıştırdığım bulutlardan, şarkıların arasında kaybolan bulutlardan, bulutların ardından baktığım dünyanın bulutlarından, bulutların sesinden, bakışından, nefes alış verişlerinden, uykusundan, uyanıklığından, bulutların ellerinden, kalem tutuşundan.. Bulutların hiç elleri mi olur? Benim bulutlarımın elleri var dünyamı kocaman saran. Sonra gecenin bir vakti camı tıklayan bulutlardan bahsetmek istiyorum upuzun, sonu olmayan cümlelerle..
Bulutlar diyorum, bu dünya için öyle güzeller ki!
Bir de burası var hem kahve hem kitap kokuyor!
http://kahvelikitap.blogspot.com/
(Kaynak: benyaptimoldu, lahza gönderdi)
Bir de burası var hem kahve hem kitap kokuyor!
http://kahvelikitap.blogspot.com/
“…Çıkacaksın yollara, kendine doğru git gidebildiğin kadar. Keşif boynumuzun borcudur. Kendimizi keşfetmek, aşkı keşfetmek, dünyayı keşfetmek, Öteki’ni keşfetmek…” diyor Elif Şafak Firarperestinde.
Fotoğrafsa kitaptan. M. Perker çizimi.
“İstediğim denizi yazmak. Zümrütlerin, gökyakutların sabrını; ağaçların tarihsizliğini…Bir tek kıyısını kavrayabildiğimiz, anlamını ancak bir tek kıyısıyla kurduğumuz denizin öyküleri yoktur bir kara adamı için. Yolculuklara, ister gerçek ister düşsel olsunlar, yakıştırdığımız son, öbür kıyıda bitse bile, deniz gene tek kıyılıdır, üzerinde yaşayıp çalışan biri olmadıkça. Deniz, kara adamının yalnız sınırlarına kaldırışı değil, sınır düşüncesinin içinden çıkarıp atıvermesidir. Her şeyin bir aradalığının bir yerde başlaması ya da bitmesidir. İstediğim, denizi yazmaktı. Her şeyin bir aradalığına yenik düşeceğimi bile bile.”
“Acı duymadığımı sananlar, beni buz gibi bir insan belleyenler aldanır hep. Varsınlar öyle bilsinler. Ama acı bizi durduracağına göre yapılacak tek şey, hangi yoldan olursa olsun, nasıl bir yöntem uygun görünüyorsa o anda, müshil yutup içinden atar gibi, o acının dibine dek inip işini bitirmektir. Önemli olan o acıyı, yeni bir güne engel olmasını önleyecek hızla atmaktır, yaranı ondurmaktır. Ama ondan da önemlisi, bu sınırı aşarak, dolu dolu sonuna dek yaşamaktır. Düşleri de, olanakları da son damlasına dek kullanmaktır.”
“Ölüm sanki öleni değil de geride kalan yakınlarını ilgilendirirdi.”
“Yaşamak bir noktadan sonra ne kadar yineleyici oluyor. Gençliklerini bilmediğimiz anamızı babamızı görüyoruz birden baktığımız bir aynada. Onların yaşına geldiğimiz için.”
“Yaşadıkları, yaptıkları arasında ayrım gözetmezdi. Eğlenmek, savaşmak, üzülmek, sevişmek, çalışmak, acı duymak ya da alıklıklara sövmek yaşamının birer parçasıydı; yaşam okuyarak da “çok güzel ama şimdilik dursun” denip unutulmak üzere dosyaya kaldırılacak bir tasarı hazırlamak için kafa patlatarak, ya da içip içip şarkı söyleyerek de yaşanırdı.”
“Ölülerle birlikteyim sabahtan beri. Ölümü geciktirmeye çalışanlar arasına gireceğim birazdan.”
“Bir zamanlar kediymişm ben. Sonra, herhalde kediler arasında işlenebilecek en büyük suçu işlemişm ki dünyaya bir daha gelişimde insan olmak cezasına çarptırılmışım.”
“Susuyoruz. “İnsan masalla yaşamadan edemez ki. “Masallar değişir arada. Biraz değişir hem, çok değil.”
“Işıklar günle değişir; adlar günle, gelenle değişir.”
“Herkesin karşısında borçlu, herkesin karşısında uslu. Teşekkür ederken birilerini unutabileceği korkusuyla yoluna çıkan herkese, gülücüklerle teşekkür ediyordu.”
“Kadınlar vardır, sesleri titrek, dalgalı; kayıp durur bu sesler, ama düşmez, yuvarlanmaz.”
“Fotoğraflar biriktikçe öncelik – sonralık dediğimiz bir bağıntının önemini yitirdiğini, zamanla yok olduğunu görürüz. Anlatmaya değer gördüklerimizin kavranabilmesi, niye bir sıraya uymasına bağlıymış gibi düşünelim?”
“Kopmak, bağlanmak, başarılı olsak da olmasak da yaşamımızda kurduğumuz pek az şeyden biri, ilki… Belki de tek şey demeli…. İlişkiler. Kendimize bir anlam kazandırmanın tek yolu.”
Bilge Karasu’nun ölümünden sonra yazılmasını vasiyet ettiği bir kitap. Alışık olmadığım cümleler, o an sonu gelmeyecekmiş gibi düşünüp okunan ara sözler, Ethem Raziyle ölümle yaşam arasında gidip gidip gelmeler, “Hastane ciddi bir yerdir. Ölümü geciktirmeye çalışanların yeridir orası. Sellemehüsselam girilmez. Hastane, ölümü geciktirmeye çalışanların daha doğrusu, yazgısının kendisine haksızlık ettiğini düşünüp bu yazgının ancak değiştirilmek, en azından katılmakla gerçek yazgı olarak gerçekleşeceğine inananların umut bağladığı, tıp adı verilen gizli dinin adıdır. Ama bundan ötesi de var: Girilen yerin, girdiğimiz anda bizi ne kıldığı.” Cümleleriyle ölümlerini geciktien insanlarla tanışmalar, altı çizilen cümleler üzerine uzun uzun düşünmeler var bu kitapta.
” Bir bardak demli çayın, insanın yüreğini ısıtan şefkatine sığınıp susalım. Masada çay bardakları ve senin elin olsun.”
”… düşünüyorum da aşk sözcüğünü de biraz eksik buluyorum şu senle ben arasındaki ilişkiye. Daha büyük, daha sağlam bu bizimki. Aşk onun içinde sadece bir kısım galiba. Ötesinde aşkla birlikte, ama yer yer, zaman zaman onu aşan başka duygular, başka esriklikler, başka baş dönmeleri de var bizde. “
-Cemal Süreya // On Üç Günün Mektupları-
Liberté Égalité Fraternité: Hikayeler, gıcırdayan kapılar bir de bitmeyen kokular'a -
Gamze Ay’a ithafen…
Döküm döküm dökülürüz zamanın içinde…
Hissettiklerimiz ile anlattıklarımızla, andıklarımızla.. anlarımızla… Dile geliriz, konuşuruz…
Anlamak, anlatmak değildir, Anlatılmak da anlaşılmak da…
Çok üstelemeden, bakışırız sorunlarımızla. Olumlu olmak öğretisi bir kere…
Bir fotoğraf çekiyorsun sonra çok değerli bir beyefendi bu fotoğrafa harika cümleler kuruyor. Tekrar teşekkür ediyorum. Arada dönüp okumak iyi geliyor..